snaalnn
    Milliyetçilik ve toplumsal cinsiyeti içeren çalışmalarda kadınların özellikle ulus inşa süreçlerinde büründükleri roller ve katkıları üzerinde durulmaktadır. Kadının ulusun yeniden üretimi ve devamını sağlayıcılığı rolü milliyetçiliği beslemesi bakımından önemlidir. Kadın bir yandan annelik, savaşçı, işçi, eğitimci rolleri ile milliyetçi hareketlerin temel aktörü hâline gelirken bir yandan da kültürel sınırlamalar çerçevesinde kendisini kısıtlı bir şekilde ifade etmeye zorlanmaktadır. Buna ek olarak verilebilecek örneklerden biri de kadının üreme hakkı üzerindeki tutumlardır. Kadının, çocuk sahibi olup olmaması, olacaksa ne zaman anne olması gerektiği ve kaç çocuğu olması gerektiği gibi örnekler verilebilir. Türk toplumunda ve kültüründe görülen “geniş aile” tarzı ve bunu getirisi olarak tek çocuğun pek tercih edilmemesi, günümüzde farklı oranlarda ilerliyor olsa da hala toplum tarafından özellikle kadınlara çeşitli psikolojik baskılar uygulanmaktır. Bir kadın evlenmeyip kariyer yapmayı seçtiğinde ona, evlenmesi gerektiği, aksi takdirde “yalnız” biri olarak hayatını sürdüreceği söylenerek evlilik kutsal ve yapılması şart bir kurum olarak aktarılır. Evlilik gerçekleşse bile toplum tarafından çocuk sahibi olmak için zihinlerde kabul gören “ortalama” süre aşıldığında, hadsiz sorularla psikolojik baskılara maruz kalındığı bir gerçektir. Buradaki asıl parmak basmak istediğim nokta ise bu tarz soruların genelde kadınlara yöneltilmesi, ve tatmin edici bir cevap alınana kadar da bu piskolojik baskının devam etmesidir. Çünkü türklerde çocuk, bereket olarak görülür ve evlilik, çoğalarak milli stokların artmasını da hedefleyen bir kurumdur. Çalışan, evli ve bir anne olarak “çekirdek” ailede hayatını devam ettiren bir kadın ise, toplumumuzun genel kültürel ve ahlaki bakış açısı çerçevesinden yine eleştirilebilir. Bir kadının hem çocuk sahibi olup büyütmesi, hem eğitimli/eğitimsiz bir şekilde çalışarak aile ekonomisini belirleyen rollerden birini taşıması ve işinde mental ve fiziksel olarak yorulması tek başına takdir edilecek bir şey olarak görülmez. Hatta aksine tüm bunları yaparken evdeki işlerin tamamı ya da çoğunluğu yine ona ait olarak görülür. Bu yüzden özel alandaki “yükümlülüklerden” birini yapmaması/yapamaması onu, toplumun gözünde sorumsuz,ailesine karşı ilgisiz ve umursamaz bir konuma itebilir. Ve kadının bu noktada yapamadığı özel alan yükümlülüklerinin sebebi dışsal faktörler yüzünden olsa da, bu aslında yoğun yaşam biçimi yüzünden görülmesi kolay bir şey olsa da, toplumun getirdiği bilinçaltı algıları yüzünden anlaşılmaz ya da anlaşılmak istenmez. Bu yüzden bahsettiğim içsel nedenlere bağlanarak kadın, türk kültüründeki anne, eş, ev kadını kadınlığına “aykırı” görülür.

    Günün En Popüler Başlıkları