İddiaya ilişkin farklı yaklaşımlar da mevcut Elif Ceylan Özsoy tarafından kaleme alınan “Decolonizing Decriminalization Analyses: Did the Ottomans Decriminalize Homosexuality in 1858?” başlıklı makalede konuya ilişkin alternatif bir perspektif sunuluyor. Özsoy, 1858’de Osmanlı Devleti’nde eşcinsel ilişkilerin suç kapsamından çıkarıldığına ilişkin tezlerin neo-oryantalist bir bakış açısıyla geliştirildiği düşüncesinde ve bu bağlamda ele alınan ülkedeki hukuki çerçevenin göz ardı edildiğini ifade ediyor. Eşcinselliğin suç kapsamından çıkarılmasını yalnızca özel alandaki eşcinsel ilişkilerin yasal kapsama alınmasından ibaret gören bakışın sahih bir ölçüt olmaması gerektiğinin altını çizen Özsoy, bu bakışı Batılı yasa anlayışının bir ürünü olarak görüyor. Teyit’in ulaştığı Tarihçi Tolga Gerger ise her ne kadar 1810 tarihli Fransız Ceza Kanunu 1858 ceza kanunnamesinin esasısını teşkil etmiş olsa da kanunnamenin direkt olarak oradan alındığının söylenemeyeceğini belirtiyor. Osmanlı Devleti’nin Hanefi geleneğinden geldiğini ve Ebu Hanife’nin, “eşcinsellik ve livata fiilini zina suçunun dışında ayrı bir suç olarak belirttiğini” ifade eden Gerger, Osmanlı kanun belirleyicilerinin evlilik dışı ilişki ve cinsel suçların cezalarını birbirinden ayrıştırırdığını söylüyor. Gerger, Tanzimat Devri 1849, 1851 veya 1858 tarihli ceza kanunlarında livata ile ilgili bir düzenleme olmamasının eşcinselliğin direkt olarak serbest bırakılması anlamını taşımadığını söylerken bunun nedeni olarak ilgili suçun ceza kanununda yer almamasının klasik cezaları ötelemeyeceğine dikkat çekiyor. Bu noktada son olarak Gerger, 1858 Ceza Kanunu’nun aslında çok ciddi bir ikilik de yarattığı ve 1864 Nizamiye mahkemeleri kurulunca da tam anlamıyla bir ikiliğin söz konusu olduğu fikrinde. Bu perspektiflerle analizde izlenen bakış açısının tartışmalı olduğu söylenebilecekse de iddianın Avrupa geneline dair bir haritayla birlikte öne sürüldüğü görmek ve iddia ile birlikte bu bölgedeki yasal normlar açısından karşılaştırmalı bir perspektifin sunulmaya çalışıldığını anlamak mümkün. Analize konu olan bu iddianın bağlamının Özsoy’un makalesinde dile getirilen ve Gerger’in yorumlarında belirttiği tartışmalarla daha derinleştirilmesi gerektiğini de görüyoruz. Yazıda yararlandığımız ILGA ve EQUALDEX gibi kurumların belirli bir metodoloji dahilinde ulaştığı ve karşılaştırmalı bir analiz için kullanılabilecek yıl verisinin ülkeler özeline inildiğinde ihtilaflı olabileceğini görebiliyoruz. Öte yandan farklı ülkeler için benzer metodolojiler izlenerek toplanan verilerin yine de anlamlı olduğu fikrindeyiz.
  • Favorilere Ekle
  • Kullanıcı Şikayet Et
  • Dio Şikayet Et
  • Embed Kopyala

Günün En Popüler Başlıkları