İtiraz edenler ise iki yakın arkadaş. Kazıdan ismi 'Varsayalım Sibel'e abayı yakmışlardı. Varsayalım Sibel Türkiye'deki üniversitelerden birinin arkeoloji öğrencisiydi. Her gün güneşin altında saatlerce çalışmamıza rağmen bronzlaşmayan kendinden emin bir tendi Varsayalım Sibel'deki. O tozun toprağın içinde bulunabilecek en güzel eser. Tunç Devri falan hikaye, Taş Devri'ndeyiz hala bir nevi... Bakan da taş, baktıran da... Biz ücretlere itiraz edip iş bırakınca zannediyorlardı ki 'Varsayalım Sibel' gözyaşları içinde kazıyı ve köyü terk edecek. Pek insaflı olmayan bir şekilde onları da 'Abiler o kız size bakmaz' diyerek sevgilerini öfkeye, öfkelerini de sınıf mücadelesindeki yakıta dönüştürdüm. Sonunda hepimiz hazırdık en azından herkesin tek tek fikrini almış ve motivasyonumuzun bu yönde olduğunu anlamıştık. Gün döndüğünde, hepimiz her zaman olduğu gibi işe gideceğiz ve mola vaktimizde iş bırakıp ücret talebimizi dile getireceğiz. Akşam belediyenin misafirhanesinde kalan as kazı kadrosunun yanına gidip biraz lafladım ve Fransız'a 'Grev hakkında ne düşünüyorsun?' diye sordum. O da sorumun anlamsızlığını sorgulamadan 'Grev için güzel bir gün' yanıtını verdi. Biralarımızı içip güldük. Ahaliyle vedalaşıp köye döndüm ve yarın olacakları düşündüm. Her yıl birer lira zam alan köylü kardeşlerimizin yarın iyi bir zam alarak mutlu olacakları hayaline sarılarak uykuya daldım. Çalışmanın ikinci haftasında ortada grev olduğunu belirtecek hiçbir şey yok, her şey olağan akışındaydı. Mola vakti kendi alanı dışında bir yere gitmeyen tüm çalışanlar o gün hep beraber azıklarımızı ortaya koyduk ve önce karnımızı doyurduk. Daha sonra köyün ileri gelen abileri tercümanı çağırdılar. Hep beraber altı üstü minik bir zam olan talebimizi ilettik ve iş bıraktığımızı söyleyerek alanlara geri dönmedik. İş o gün artık bitmişti. Yarın talepler karşılanırsa iş devam edecekti. Toplandığımız alanda bunları konuşurken devam etmek isteyen birkaç kişi alandan elbette çıkmamıştı. Olsundu. Eğer istediklerimiz olursa zam herkese yapılacaktı. Tüm kalabalık gölgede beklerken, uzaktan jandarmanın geldiğini gördük. İki minibüs, asker ve başlarında bir komutan ile aramıza girdiler. Önce komutan 'Çökün' dedi. Çöktük, sonra komutan 'kalkın' dedi kalktık. Şimdi biriniz anlatsın dedi ne olduğunu... Anlattım. Bir süre dinledikten sonra 'Arkadaşlar sakin olun' dedi ve ekledi: 'Elin ABD'li köpeği için birbirimize düşmeyelim, çalışmak isteyenleri engellemeyin yeter' dedi ve gitti.
  • Favorilere Ekle
  • Embed Kopyala

Günün En Popüler Başlıkları