Sosyal medyada özgürüz bence aslında. Ancak özgürlüğümüz başkasına zorbalık yapmak konusunda. Karşımızdaki insanı aşağılayıcı, küçük düşürücü, kırıcı bir çok paylaşımda bulunabiliyoruz. Bunda özgür hissediyoruz kendimizi. Çünkü bu durumda karşımızdaki 'basit insan' bize ulaşamaz. Takma adımla ona sallarım, o da beni bulamaz. Diyelim onu kızdırdım, bu kez de beni dava eder ama o dava da ne olacak ki, gider ifade veririm bitiverir. Ama bir de işin 'beni bulma ihtimali olan kişiler'e yazma ya da yazdıklarım hoşlarına gitmediğinde beni bulabilecek insanlar kısmı var. İşte burada hepimiz susuyoruz, ağzımızı açamıyoruz. Kapatılma korkusuyla sesimizi çıkarmıyoruz. Konuşursak bizi hapse atarlar diye çekiniyoruz. Bu nedenle özgür davranamıyoruz. Halbuki bu durumda da kapatılmış değil miyiz? Bunun farkında varamıyoruz. Jeremy Bentham'ın panopticon modeli vardır. bu sekizgen yapıda oluşturulmuş ve ortasında bir gözetleme kulesi olan hapishane modelidir. Mahkumlar ortada bulunan gözetleme kulesinde birinin olup olmadığını göremezler. dolayısıyla hangi anda izlenip izlenmediklerini de bilemezler. M. Foucault da bu konuda toplumsal bir şeyden bahseder. Gücün panopticon etkisi yarattığı ve insanların sürekli izlenme ve yakalanma korkusu sebebiyle özgür davranamadıklarını söyler. Konuyla birebir örtüşen bir tespit bu aslında.
  • Yanıtla
  • 2
  • 0
  • Embed Kopyala

Günün En Popüler Başlıkları