visnelikapkek
    Şükrü Erbaş'ın bir kitabı var. Dönüp dönüp onu okuyorum. 3 farklı sayfadan birer alıntı yapayım. :) "Kırk iki köprüden geçtim bugüne dek, ne altında bir ince su, ne de gökkuşağı. Soluğum yalnızlık, gövdem küf kokuyordu. Sonra esirgediklerine bir özür, bir bağış gibi dünya seni kattı ömrüme. Yalnız gözleri değil, hücreleri görmeye başlayan bir körün sevinciydi yaşadığım. Teninin kokusuyla yudum gövdemin pasını. Bütün yaprakları birer serçe kesilmiş bir ağaçtım, üstüne titreyen. Gelince sen geliyordun, ama sen gidince dünya kopuyordu yüreğimden." - "Ama bir 'sıkıntı' taşıyor içinde; nedenini bilmediği bir sıkıntı, bir 'mutsuz bilinç...' Bunalıyor. Kalabalıklar içinde garip bir yalnızlık duyuyor. Büyük kent kırgını... Dünya aşıyor onu; 'çok vaktini alıyor.' Anlaşılamıyor. Herkes katı, uzak, bencil ve küçük... uyum sağlayamıyor. Bir sevgilisi var kendisini anlayabilen, dar bir çevresi bir de, benzer yapıda. Her şey kolay, rahat ve güzel bir çevrede. -Ama neden çözemiyor bir türlü- biraz dışına taşacak olsa sınırsız aynalar gibi yankısız kalıyor. Ah kalın kafalı insanlar, nasıl da kör, sağır ve duyarsızlar! - "Doğrunun bile kurtaramadığı bir kaba gerçekliği yaşıyoruz nicedir. Haklılık güçlülüğün değil, yenilginin koşulu oldu. Söz, bulanık bir rüzgarla penceremizde savrulan güz yaprakları kadar kederli ve geçerli. İçtenlikse, bir yitik zaman hüznüyle hoyratlığa süs bir antika artık, mezat salonlarında görücüye çıkmış. Olsa olsa bir anıdır güzellik, herkesin bir vakit kirpiklerinde bir rüzgarla yaşadığını sandığı..."

    Günün En Popüler Başlıkları