Yani, sorun yapılan işin bir ‘işe yaraması’ ise, kesilen kurbanlıkların etleri heba oluyor değil. Hatta, yapılan bölüştürmeler sayesinde, normalde et yiyemeyen fakirler de et yiyebiliyorlar. Kurbana itiraz edenler, neden acaba kurbanın bu sosyal boyutunu görmezden geliyorlar? Bana kalırsa, meselenin psikolojik boyutu, esasında çok farklı bir düzlemde işliyor. Çoğu kurban karşıtının anlamakta ve kabul etmekte zorlandığı husus şu: Şu ülkedeki onca (yanlış yorumlanan) modernleşme çabasına rağmen, dahası bunca senedir kent hayatına geçilmesine rağmen, nasıl oluyor da ‘dinsel gelenekler’ hâlâ dipdiri kalabiliyor ve -onların algılayışlarına göre- bir ‘meydan okuma’ya dönüşebiliyor? Bitirildiği, altedildiği sanılan din (kurban ibadeti), nasıl oluyor da düzenli bir şekilde her yıl pıtrak gibi bir yerlerden çıkıp toplumsal yaşamda bu derece ‘görünür’ hâle geliyor ve bütün bir gündemi işgal edebiliyor? Kalıcılık için, ölümü unutmak ve unutturmak için imar edilen kentte, ölümü inkârını imkânsız kılacak şekilde hatırlatan bu ‘alenî uygulama’ nasıl bu kadar güçlü kalabiliyor? Başlarken söylenecek çok şey var demiştim, ama aslında yok. Hakikaten kolay değil bu durumu anlamak: “Sen bütün sene işçi ol, fabrikaya git; esnaf ol, dükkanına git; şoför ol, yollarda dolaş vs. Sonra senenin bir günü gelsin ve al eline bıçağı, Allah rızası için kurban kes, kan dök! Olacak iş mi? Senenin 364 günü maruz kaldığın modern kent yaşamı, sana hiç mi etki etmez be adam!” Bakalım bu seneki Kurban Bayramı nasıl geçecek? Bu yazıda söylenenleri hak edecek şekilde, bu ibadeti yerine getiren insanların huzuru mu kaçırılacak yine? İnşaallah böyle olmaz. Öte taraftan, kurban kesecek olanlar da, lütfen niye kurban kesiyor olduklarını düşünerek ve bilerek, hayvana en az eziyet verecek şekilde ve kesimden sonra temizlik şartlarına riayet etmek üzere kurbanlarını kessinler.
  • Favorilere Ekle
  • Kullanıcı Şikayet Et
  • Dio Şikayet Et
  • Embed Kopyala

Günün En Popüler Başlıkları