Bir erkek olarak yazıyorum, resimde belli ama anonim olmadığımı teyit etmek için söyleyeyim dedim :) Şimdi, hadi başlayalım! Yalnız uyarıyorum, bu derin bir konu. Öncelikle çok eskilere gidelim, yaratılış kadar uzak ve evrimsel süreç kadar klasik dönemler... Erkeğin yapısından bahsediyorum. Şimdi bir çok kavram var, tarihsel süreçlerde de bunu zaten görüyoruz. İlk devirler, tamamen gücün etrafında dönüyordu ve erkek mentalite ve fiziksel olarak savaşçı olmak zorundaydı. Güç önemliydi ve güce ulaşmak için çoğunlukla zalim olmak gerekiyordu. Sonra tarih değişti, felsefe ve zihinsel aydınlanma süreçleri ile ideal erkek portresi çizilmeye başlandı. Artık erkek, sadece sert ve duygusuz biri olarak anılmak zorunda değildi. İçindeki hisleri, kibarlık ve zerafeti sergileyebilirdi. Ama ne mi oldu? Ben dahil çoğu erkek, ideal erkek olma cesaretini göstermekten kaçındı çoğu kez. Çünkü bu, gerçekten zor bir şeydi. Fedakarlık ve çaba istiyordu. Çünkü ideal erkek, en başta ideal insan olmalıydı. Şöyle ki, dış ilişkilerinde her zaman kibar, zarif ve ince düşünceli, çevresindekilere karşı güven ve sağlam bir dayanak izlenimi veren, aşırı uçlar arasında optimum dengeyi bulan ve bunu hem kendi hem bulunduğu ortam içerisinde başarıyla uygulayan, yumuşak kalpli, sevecen, akıllı, idrak gücü yüksek, tehlikeyi sezen ve yüksek zeka sahibi biri olmalıydı. Ama çevre böyle değildi, sonunda o da yozlaştı. Çünkü o erkek böyle biri olmaya çalıştıkça, çevresine baktığında çok daha aşağılık, kaba ve aptal erkeklerin göklere çıkarıldığını gördü. Sonra dedi ki: Neden? Nedenini bulmalı ve ona göre yol almalıydı. Çünkü zekiydi ve zeka, başarılı bir adaptasyonu kitlesel yaşamda mecbur kılıyordu. O da başarılı bir adapte süreci geçiriyordu. Ama yetmiyordu. Erkeğe roller atfetildi kimi zaman o farklı roller üretti. Yetmiyordu. Her gün başarılı olmalıydı. Aynı zamanda hem kendi ruh sağlığını korumalı hem de çevresindeki haksızlık, alçaklık, haysiyetsizlik örnekleri gösteren diğerlerine karşı hakkını korumalı ve lafını geçirtmeliydi. Tarih tekerrür ediyordu, erkek evrimini henüz tamamlamamıştı. Savaşçı olmak onun genlerine kazanmıştı, hakimiyet kaderinden uzaklaşamazdı. Elbette bu hakimiyet farklı şekillere giriyordu. Mesela ilgi çekmekte, çevresel hakimiyetin psikolojik uzanımıydı aslında. Tabi sonunda hastalık derecesine vardı. İşte efendime söyleyeyim, egzoz patlatmalar, yüksek ses müzik açmak, hayvan gibi gülmek, maço tavırlar, sert görünüşler vs vs bunların örneğidir. Ama erkek ne olmalıydı? Yeri geldiğinde hak edene cevabını en keskin şekilde verecek ve tehlikeyi daha ortaya çıkmadan yok edecek kadar sert ve zalim, yeri geldiğinde sevdiği kadına dünyayı sunacak kadar arzulu, onun memnuniyeti için bakışlarını her saniye kalbine işleyecek kadar ince ve yeri geldiğinde bir baba olmalıydı. Lakin olmadı. Olamadı. Masallar destanlara, destanlar rüyalara dönüştükçe insanoğlu hep bir cevap aradı, aradı ve aradı. Bulduklarıyla yetinmedi, yetinemedi. En sonunda sonuçsuz kaldı...
Tüm yanıtları gör
  • Favorilere Ekle
  • Kullanıcı Şikayet Et
  • Dio Şikayet Et
  • Embed Kopyala

Günün En Popüler Başlıkları