Türk Şehir Efsanelerinden Bahsediyoruz
    • Popüler
    • Tarihe Göre
    Vidiom
    Bu başlığa vidio eklemek için telefonundaki dio uygulamasından giriş yap!
      nekadarterbiyesizsin
      Pamukkale Travertenleri Denizli’nin Çökelez Dağı’nda yamaçlarda yaşayan çok fakir bir oduncu ailesi varmış. Bu oduncu ailesinin bir tane de çok ama çok çirkin bir kızları varmış. Bu kız o kadar çirkinmiş ki anneler oğullarını uyarırlarmış aman böyle bir kızı gelin getirme diye. Hatta anneler bu kızı yolda görseler bizi görmesin diye yollarını değiştirirlermiş. Bu kız için para hiç dert değilmiş ve dalga geçenlere hiç aldırış etmiyormuş ama çirkinliğini yüzüne vurmaları artık canına tak etmesine neden olmuş. Bir gün bu çirkin kız dağın tepesine çıkmış ve kendisini aşağıya doğru bırakmış. Fakat bu kız biraz şanslıymış ve içi su ve tortuyla dolu bir su birikintisine düşmüş. Buraya düşünce bilincini kaybetmiş ve suların içinde baygın bir şekilde bir süre kalmış. Fakat bu su kızın cildine o kadar iyi gelmiş ki adeta harika bir kız yapmış. Burada baygın şekilde yatarken, Denizli Beyi’nin yakışıklı oğlu buradan geçiyormuş ve kızı farketmiş. Kızı hemen sırtladığı gibi atının üstüne almış ve köyüne götürmüş. Köyde kıza çok iyi bakılmış ve kız iyileşmiş. Daha sonra Denizli Beyi’nin oğlu ile zamanında çirkin olan bu kız evlenmişler. O günden sonra kızın burada güzelleştiğini duyan kadınlar buradaki termal sulara girmeye başlamışlar.
        mevsimlerdensnbahar61
        Ali ve Nino Aslında onların aşkı Doğu ve Batının birleşmeyen iki yakası farklı dinler farklı kültürler ama sevmişler işte birbirlerini imkansızlıklar imkan bulmuş bi anda Liseyi bitirdikten sonra Ali, Nino ‘ya evlenme teklifi eder Ali’nin babası olayı makul karşılasada Ninonun taş kalpli babası pek bi mani olmaya çalışır falan derken evlenir bunlar heh işte tam mutlu olacağız derken ülkelerinde savaş çıkar, Ali ülkesini savunmak için savaşa gider ve orada ölür ve böylece sevdaları yarım ninonun sol yanı eksik kalır ...
          monaiman
          Dünyanın Nazar Boncuğu Meke Gölü Efsanesi Rivayete göre Meke Gölü'nün bugün bulunduğu yerin civarında Barata adında bir beylik hüküm sürüyormuş. Beyliği zalim sultan diye bilinen Narat adında biri yönetiyormuş. Barat beyin dünyalar güzeli bir kızı varmış. Güzel kızı annesi doğururken vefat ettiği için babasıyla büyümüş. Adı Melike olan bu kız ve at uşağı olan delikanlı Meke, umutsuz bir sevdaya düşmüşler. Aşk zamanla kara sevdaya halini almış ve yağız delikanlı Meke yataklara düşmüş. Bir gün kurban bayramı arifesinde iken kızını doğururken ölen anne, Melike'nin rüyasına girmiş. Rüyasında kızına sevdiğini alıp kaçmasını tembihlemiş. Ölüm döşeğindeki sevgilisini almış ve atla Barata'yı terk etmişler. Daha sonra babası Barat Bey ve peşlerine adamlarını salmış. Çok zaman geçmeden de yaverler, genç sevgililere yetişmiş. Tam yakalanacakken gençler birnirlerine sıkıca sarılmışlar ve olan olmuş. Meke ile Melike'nin altlarındaki toprak mucizevi bir biçimde çökmüş ve göle dönüşmüş. Melike, sevgilisini yüzerek gölün kıyısına çıkarmaya çalışırken kaybetmiş. Tam o sırada da ikinci mucize olmuş ve gölün ortasında bir volkan meydana gelmiş. Oluşan bu volkanın ortasındaki göl Meke'yi içine çekmiş. Bu olay üzerine baratın adamları Melike'yi volkanın başında, delirmiş bir biçimde kratere bakarken bulmuşlar. Her şey bir anda alt üst olmuş. İşte o gün bu gündür Melike'nin her kurban bayramı sabahında Meke'ye gelerek sevgilisini bulmak için aradığı rivayet edilmiş. Günümüzde maalesef göl kurumuştur. Halkımız sağ olsun.
            dr.rock
            Efsaneye göre Alabanda kralının Demet adında çok güzel bir kızı vardır. Herkesin gözü bu güzel kızdadır. Alabandalı Ben Fero ve Killa Hakan isimli iki sanatçı kıza talip olur ve kraldan isterler. Kral birisine kente su getirmesini, ötekine de senato binasını yapmasını söyler. Ancak ikisinin de aynı anda işe başlamalarını, üstlendikleri işleri önce kim bitirirse kızı ona vereceğini bidirir. Killa Hakan “krosberg harbi gettodan selamlar ben Türkiye’ye geldim baktım duydum o sosyete çocuu benim adımı kullanarak fayt qulubun ona cevap olduğunu söylemiş” der ve gider. Ben Fero ise bu boşluktan istifade Demet’i alır. Kral bu duruma sinirlenerek “yapacaanız işi skym” diyerek tepkiselliğini dışa vurur. İşte arkadaşlar “yapacaanız işi skym” sözü burdan gelmektedir
              ladyfierce
              Ege kıyılarında dünya çingenelerinin başı olan, bir büyük çeri yaşardı. Bu çerinin aşiretinde adı dillere destan olan bir kız vardı. Bütün çingene kızları gibi sıradan bir güzelliği olmasına rağmen, çok güzel sesiyle öyle danslar ederdi ki, ünü bütün dünyaya yayılmıştı. Yaşlı çeribaşı bu kızın cilve, işve ve danslarına kapıldığından her akşam Ege sahillerinde yaz eğlenceleri düzenlerdi. Bu eğlencelerde tahta fıçılarla, at arabaları dolusu şaraplar gelir, dünya çerileri arasından seçilmiş en iyi kemancılar, zurnacılar ve darbukacılar sahilde toplanırdı. Çok geniş dev halkalar oluşturulur, ortada çam odunlarından bir büyük ateş yakılırdı. Herkes bir büyük merak içinde çingene kızının çıkmasını, ünlü büyülü danslarını yapmasını beklerdi. Sonunda güzel çingene kızı, saçlarına taktığı yaban gülü, parmaklarında zilleri, uzun eteği ve şuh edasıyla ortaya çıkardı. Bir anda bütün sesler kesilir, saz ekipleri en oynak parçaları çalmaya başlar, çingene kızı da kıvrak bedeniyle dans ederdi. Hızla döndükçe etekleri bir gül gibi açılır, güzel bacakları ay ışığında Venüs heykelleri gibi parlardı. İri kahve gözleri, can yakan endamı, şen şakrak neşeli sesi, zillerinin şıngırtısı bütün sahilde yankılanırken, toprak şarap testileri dolar dolar boşalırdı. Çingene kızının nereden geldiğini, kim olduğunu, hatta adını bile bilen yoktu. Ancak ipek saçlarına taktığı yaban gülü her zaman yerinde dururdu. Onu ne yatarken, ne dansederken, ne de bir başka zamanda gülsüz gören olmamıştı. Bu nedenle çingene kızına herkes Yaban Gülüm dediğinden adı Yaban Gülüm olmuştu. Anadolunun içlerinde, Ege’nin karşı sahillerinde, hatta arap kıyılarında Yaban Gülüm’ün methini duymayan kalmamıştı. Yaşlı çeribaşı sonunda sevdalandığı bu kıvrak çingene kızıyla hiçbir şeye aldırmadan kırk gün, kırk gece sürecek bir düğünle evlenmeye karar verdi. Düğünün her gecesi Ege sahillerinde şölen düzenlendi. Düğünün son gecesiydi herkesin sarhoş olduğu bir anda, kir, pasak ve yama içindeki bir çingene genci, çeribaşına saldırarak, onu bıçakladı ve öldürdü. Akan kanlara dayanamayan Çingene kızı denize doğru yürümeye başladı, herkesin gözü önünde… Çingene kızı suya batmıyor, su yüzeyinde yürüyüp gidiyordu. Yürüdü, yürüdü, uzaklaştı, bir nokta gibi kaldı mavilerde ve kaybolup gitti. Efsaneye göre çingene kızı kendisini çok seven çeribaşının üzüntüsünden çirkinleşti o gece… Sadece her dolunayda eski güzelliği, eski endamı, eski yakıcılığıyla Ege sahillerine çıkar, görünmez sazların eşliğinde çingene danslarını yapar, sonra da geldiği denize yürür, suların üzerinde, mavilerde kaybolur gider. Bu yüzdendir ki, Ege sahillerinde yaban gülleri her dolunayda açar, ormanlardan çigan müziği sesleri gelir. Her günbatımındaysa, bir çirkin çingene kızının hayali belirir, ve bu hayal bulutlara vururdu....
              /
              0

              Tarihe Göre

              İçerik bulunamadı.