2
7.11.2020
Roman Yazıyoruz
    • Seçmece
    • Popüler
    • Tarihe Göre
      dr.rock
      Yoldaşlar, şimdi edebi değeri tartışılır bir roman yazalım birlikte. Karakterleri herkes ruhuna göre yürütsün. Ben bi başlangıç vericem, sırası gelen kendi içsel alemine göre devam etsin. Çook uzun yazmayın ki baymasın. Dramayı eğlenceye evirebilir oradan sosyal sorunlara akabilirsiniz... Her şeye dönştürebilirsiniz, hatta sadece bir görselle, bir şarkıyla Ama yeni pasaj bi üstekinden aldığı ilhamla devam edecek, koptuğumuzda ben araya girip çekeceğim romanı, bazende ilham gelirse girerim tabi araya (başlık sahibine kıyak). Beni çok yaralayan "çocuk istismarı" dır başlangıcının nedeni. Vakalarım oldu, acıttı çok. Dayanma gücü veriyor... Dramatik gireceğiz konuya... Ama bu bir insanın hayatı ve içinde her şey var... Her şey olsun... Geçsin acısı, yeri gelsin gülsün lütfen... Güldürün onu... Aynı mesaj altında sohbet serbest ama ana metin mesaj altında devam ederse sayılmaz (akış bozulur çünkü) SİZ = DENİZ HAYAT = BULUT --- KONU: İstismar mağduru bir çocuk, yaşadığı acılarla baş edemiyor, organizması savunmaya geçiyor ve belleğini etkileyip hatıralarını değiştiriyor. Konuda zaman kavramı yok. Karakterlerin; Cinsiyeti yok. Yaşı yok. Bazen çocuk, bazen delikanlı. Bazen koca. Bazen Anne. Bazen lise öğrencisi. Bazen Siyasetçi. Bazen YouTube fenomeni... konu hayatlarımız kahramanlarsa biz. DENİZ: Zeki tatlış bir ortaokul öğrencisi BULUT: Bir resim öğretmeni (Denizi istismar eden kişi) -- BAŞLANGIÇ... Deniz Bulut'un öğretilerine harfiyen uyuyordu. Çok iyi bildiği halde sınav sorularını yanlış yapmış ve düşük not almıştı. Çekingen, sessiz girdi eve, kocaman annesi mutfaktaydı o sırada. Bir gece öncesinden kalma uykusuzluğu, ağzının kenarından sarkan külü uzamış sigarasıyla mutsuzluk abidesi. Yanına geldi, yağlanmış mutfak önülüğünün üzerine düşen küle takıldı Deniz'in gözü. Annesi "HEY !!!" dediğinde çıktı bu absans halinden... D: Baya vurdu, ama başardım B: Dur hareket etme, mürekkep dağılıyor D: Vururken bi ara ayağı halıya takıldı düştü biliyor musun, çok komikti B: (gülüyor) hareket etme dedim sana Acıyla baş etmesi gerektiğini öğretiyordu Bulut Deniz'e, annesinin gaddarlığından haberdardı. Daha öncede dövmüştü Denizi ama sadece dövmüştü, bu defa Deniz'in seçmesi gerekiyordu. Plan başarıyla uygulanmış, Deniz hortumla bir güzel dayak yemişti. Bulut sırtını tuval aldı, zemini kahverengi-yeşile boyadı, hortumun boylu boyunca sırtında bıraktığı kabarıklıkları dağa çevirip, dağın eteklerine küçük ağaçlar çizdi. Ağladı bazen, göz yaşları dağıttı mürekkebi... Resim bittiğinde... B: Hadi kalk, geç aynanın karşısına, bitti D: Çok gıdıklandı ya, ama çok merak ediyorum. Nasıl göreceğim. B: Sen geç Deniz altın varaklı,işlemeli koca bir aynının ününe geçti, Bulut elinde başka bir aynayla geldi, Deniz'in arkasına geçip görüntüyü ayarladı... B: Nasıl olmuş D: Çoook güzel bu B: Acıların geçti mi? D: Daha az acıyor şimdi... --- Alın buradan, mesela Deniz'i plazada bıkkın hayatıyla bi beyaz yakalının bi anısına götürün şimdi...
        asit
        Deniz, annesinden onlarca kat daha gaddar olan babasının horlama sesleriyle açtı gözlerini. Çocukken de nefret ediyordu babasının çıkardığı bu iğrenç sesten. O hep babasının yanına sokulup sessizce kanatları altına girmek istiyordu. Deniz çocukken bu katı sesi kendi dünyasında gaddarlığın göstergesi olarak yorumluyordu.Anne ve babasından sonra Bulut, onun üçüncü canavarıydı.Neyse ki Deniz, gençliğe ilk adımları atarken biraz olsun fiziksel acı son bulmuş, yerini Deniz'in aklına ve kalbine kazınmıştı.....
          xlethex
          Denizin gordugu siddet kendisine de yansimisti, mutsuzdu. Hircinlasabiliyordu. Hayvanlara, cevresine bazen zarar verebiliyordu. Bulut bu durumun farkindaydi ama kendi durtilerini Deniz uzerinden tatmin ettigi icin bunun normal bir sey oldugunu Deniz'e telkin ediyordu. Deniz kendi isteği dışinda olmamasi gereken birine dogru evliyordu.
            imailahorsilahh
            O gün evden çıkışı büyük bir gurur ve özgüvenle gerçekleşmişti. İçini ferah tutan tanımlayamadığu bir şeyler vardı. Sık sık gittiği mahalle parkına uğramak istedi. Sanki bir tebessüm bir gülücük unutturuyor gibi gerçekleri Cebinden babasından aşırdığı sigaralardan birini çıkarıp yaktı... Ezik büzük, yamuk, perişan halde olan sigara ona kendini hatırlattı. Ve kirpikleri ıslandı apansız... Artık duygularına gem vuramıyordu delikanlı ve yorgunu, denizler... Bulutlar kadar büyüdüğü bilinci kapladı bedenini. Mevcudiyetinin bu denli acıtıcı olacağı yoktu çocukluk hayallerinde. Sigarasundan son nefesi aldı ve içindeki tüm karanlığı bırakmak istercesine geri üfledi... Nihayet yaralı tabanları parkın içindeydi, etrafa dünyayı doyurur bir bereket dağıtırcasına baktı... Çocukları süzdü.. Annelerini... İnsanları... O sırada rastlantısal bir biçimde lisedeki müzik öğretmeniyle karşılaştı... Ateş hoca... Bu sert görünümlü adam, dışına ördüğü kabuğu aksine, evliya tanımıyla onurlandırılabilecek nitelikteydi... Denizin içini ferah bir meltem kapladı. Ve yine bir acı duyumsadı kaburgalarını kemirircesine eşzamanlı... D:sizi tekrar görmek çok güzel A:seni de öyle evlat A:sana verdiğim gitarı çalıyor musun hala? D:bir gün bile aksatmadan hemde.. Ateşin gözleri dolar geçmişin bilinciyle, deniz inline denk düşen öğretmenlik hayatında, delikanlının yaşadığı şeylerin bir kısmına tanık olmuş ve elinden hiçbir şey gelmediği gibi çok sevdiği eğitmenlik hayatına da son verilmişti Aklaşmış sakallarını ö günden beri kesmiyordu. Deniz ise acılarının yanı sıra besteleri ve hayalleri olan bir gençti... Vazgeçmemiş , yılmamış, dimdik ayakta durmuştu. A:eğer kabul edersen sana bir hediye daha vermek istiyorum evlat D:ama böyle olur mu ki? A:neden olmayacakmış?olur tabii.. D:peki teşekkür ederim Ateş yanından ayırmadığı çantasından 45lik bir Erkin Koray plağı çıkarıp denize uzatır. Genç adam öyle mutlu olmuştur ki, ne söyleyeceğini bilemez... Erkin Baba Denizin en sevdiği üstadtır. Büyük coşkuyla Ateşin boynuna sarılır. -teşekkür ederim -rica ederim oğlum... Ateş kendi hayatında yapamadığı babalığı denize yapmak ister. Bu gecikmişlik hissi daha da kamçılar onu Ateşin telefonu çalar... İşi çıkmıştır. Hiç gitmek istemese de acil gitmesi gerekiyordur. Ve telefonunu bir kağıda yazıp delikanlının cebine sıkıştırır. A:ne zaman istersen, neye ihtiyacın olursa, saat kaç olursa olsun Ara beni evlat D:tamam Teşekkür ederim Ateş gider ve delikanlı yine yalnızlığına sarılır, elindeki 45liğin buruk sevinciyle... Deniz bankta ayrılır ve yürümeye başlar. Hava buz, kuru soğuk, kasvetli... Cebinden bir sigara daha çıkarır bu kez ezikliğine aldırmaz sigaranın Eve varacağı sırada bir köşe başında bir adam tarafından hırpalanan bir kadın görür... Adam kocaman, iri yarıdır Bedenini titreten bir bilmezlikle araya dalar, direnemez ve dayaktan nasibini feci şekilde alır. Her tokat, her yumruk, her tekme içine bir su serpercesine iner bedenine...( Devamı yanı kısmında) :) D
              dr.rock
              Deniz Zeynep'in gözlerinde kendini kendini okumaya bayılıyordu. Biraz hüzünlümü bakıyordu sanki, belki biraz... Ufak tefek, pejmurde tek parça elbisesi, kendi tasatımı keten kumaştan çantası, kalemle tutturduğu saçları, menekşe kokusu. Dik kafalı tavrı, zeki gözleri, ama derinlerinde gizli acısı hep taze belleği. Hiç bir şey bilmiyordu Zeynep, Deniz'de bilmiyordu aslen. İşletme kantininde ilk karşılaştıkları gün çok şiddetli bir baş ağrısı ile başediyordu, taa küçüklüğünden kalma bir arkadaştı bu baş ağrıları, psikiyatristin verdiği ilaçlar ağrısını kesmiyor ama unutturuyordu. Şakaklarına masaj yaparken soluk bir sese açtı gözlerini, Z: Buraya oturabilir miyim? D: Ha şey, tabi Z: Hasta mısınız? D: Yo, başımın içerisindeki depremin artçılarıyla meşgulüm Z: Migren mi? D: Hatıra... Diyelim. Z: Anlıyorum D: İlk defa görüyorum seni Z: Evet genelde kütüphanede takılan tiplerdenim, yemekhanede yemek istemedim bugün... D: Anlıyorum... Gülüştüler, daha doğrusu bakıştılar. Gülmek sadece vesileydi. O gün bahsetmişti Zeynep Erkin Koray'ın Çöpçüler şarkısının hikayesinden. Erkin Koray bir gün esrar içerken polisle karşılaşır ve elindekini atmış yere, polis geçip gidincede çöpçülerin temizlediğini görmüş yerden... Meğer o aşk çok dumanlı bir aşkmış demişti Zeynep. (karakter sınırlamasına takılırsanız yanıtladan değil ana sayfadan devam edin. Birde dostlara iletin başlığı genel portalden, dio unuttursada biz unutturmamış oluruz, iyi ki varsınız)
              /
              0

              Tarihe Göre

              İçerik bulunamadı.