Mitolojik Hikayeler
    • Popüler
    • Tarihe Göre
    Vidiom
    Bu başlığa vidio eklemek için telefonundaki dio uygulamasından giriş yap!
      mrs_furby
      Beğendiğiniz mitolojik hikayeler var mı? Ben genel olarak Yunan mitolojisi hayranıyımdır, birden çok olduğu için de yazamadım tek tek ve aşağıya adres bıraktım oradan bakabilirsiniz.
      https://www.google.com/url?sa=t&source=web&rct=j&url=https://hikayelerimizden.com/category/mitolojik-hikayeler&ved=2ahUKEwimnquunrbwAhWFIMUKHRxeCpwQFjAEegQIChAC&usg=AOvVaw10ECvTjovrDKbyqnTgTxR3
      https://www.google.com/url?sa=t&source=web&rct=j&url=https://hikayelerimizden.com/category/mitolojik-hikayeler&ved=2ahUKEwimnquunrbwAhWFIMUKHRxeCpwQFjAEegQIChAC&usg=AOvVaw10ECvTjovrDKbyqnTgTxR3
        imcherry_
        Babil ülkesinin en güzel kızı Thisbe ve en yakışıklı erkeği Pyramus'tur. Evlerini sadece bir duvar ayıracak kadar birbirlerine yakındılar. Çocuklukları birlikte geçmiş ve zamanla aralarındaki bağ aşka dönüşmüştür fakat aileleri bu ilişkiye hiçbir zaman izin vermemiştir. Bir akşam Pyramus’un yaptığı plan ile kaçmaya karar verirler. Bir dut ağacının altında buluşmaya karar verirler. Ertesi gece Thisbe sessizce evden ayrılarak dut ağacının altına gider ve beklemeye başlar, Pyramus bir türlü gelmez, tam o sırada bir aslanın yaklaşmakta olduğunu görür ve kaçarak bir mağaraya saklanır. Kaçarken üzerinden şalını düşürmüş ve aslan da onun üzerinden geçerken kan bulaştırmıştır. Bir süre sonra gelen Pyramus sevgilisini aslanın yediğini düşünerek elindeki kılıcını kendisine saplar ve göğsünden fışkıran kanlar dut ağacına yayılır ve olduğu yere yığılır kalır. Mağaradan çıkıp ağacın altına gelen Thisbe, sevdiği adamı kanlar içinde görünce kılıcı alarak göğsüne batırır ve orada can verir. Bütün bu yaşananlara şahit olan tanrılar, Pyramus’un kanını dut meyvesine, Thisbe’nin gözyaşlarını da dut ağacının yapraklarına verirler. Şöyle de ilginç bir olay var ki; kara dut lekesini sadece dutun yaprağı ile silerek çıkartabilirsiniz.
          monaiman
          Şahmeran ve Lokman Hekim Efsanesi Vaktiyle binlerce yılanın yaşadığı bir mağaraya yanlışlıkla giren bir adam, yılanlar tarafından yakalanıp padişahları Şahmeran'a götürülür. Adam Şahmeran'a kendisini öldürmemesi için yalvarır. Şahmeran, adama canını bağışlayacağını ancak kendisini buradan çıkarmayacağını, söyler. Şahmeran yerini bilen birini serbest bırakarak kendi hayatını tehlikeye atmak istememektedir. Şahmeran, adama çok iyi davranır. Adamın bir dediği iki edilmeden bütün ihtiyaçları karşılanır. Adam günlerinin büyük bölümünü Şahmeran'la sohbet ederek geçirir. Ne kadar rahat da olsa gerçek dünyadan uzak bir mağarada süren bu hayattan sıkılan adam, bir gün yeryüzüne dönmek için Şahmeran'dan izin ister. Şahmeran, adama ona güvendiğini ifade ederek yerini kimseye söylememesini tembih eder. Ancak kendisini gördüğü için vicudunun pul pul olacağını, bu yüzden vicudunu kimseye göstermemesi gerektiğini de söyler. Yeryüzünde normal hayatına dönen adam, Şahmeran'ı gördüğünü hiç kimseye söylemez. Bu arada padişahın kızı hasta olmuş, tedavisi için bütün ülke seferber edilmiştir. Kızın iyileşmesini en çok isteyenlerden biri de vezirdir. Gerçek amacı kızla evlenip oğlu olmayan padişahın yerine ülke yönetimini ele geçirmek olan vezir, bütün büyücüleri toplayarak bu hastalığa çare bulmalarını ister. Büyücülerden birisi Şahmeran’ın bulunup öldürülmesi ve vücudundan alınacak bazı parçaların kaynatılıp içirilmesi durumunda kızın iyi olacağını söyler. Şahmeran’ı bulabilmek için de vücudu pullu kişilerin aranması gerektiğini ekler. Vezir ülkedeki herkesi zorunlu olarak hamama götürüp soydurarak Şahmeran’ı gören kişiyi bulur. Adama baskı kurar, adam yerini söylemez. Adamın ailesini esir alır. Adam Şahmeran’ı kendisinin öldüreceğini vaat ederek mağaraya gider. Şahmeran’a bütün gerçekleri anlattıktan sonra ne yapması gerektiğini sorar. Şahmeran: “Ölümümün senin elinden olacağını zaten biliyordum” diyerek kendisini öldürmesini ancak bunun gizli tutulmasını ister. Çünkü öldüğü duyulursa dünyadaki bütün yılanlar insanlardan öç almaya kalkacaklardır. Daha sonra “Kuyruğumun suyunu kaynat ve vezire içir ki kısa zamanda ölsün. Gövdemin suyunu kaynat ve kıza içir ki iyileşsin. Kafamın suyunu kaynat ve iç ki Lokman Hekim olasın” diye ekler. Adam biraz da buruk bir şekilde bunları dinler. Şahmeran yılanlara adamın misafiri olarak gideceğini çok uzun yıllar dönmeyeceğini kendisini merak etmemelerini söyler ve birlikte yeryüzüne çıkarlar. Adam Şahmeran’ı öldürüp dediklerini yapar. Vezir ölür. Kız iyileşir ve kendisi de Lokman Hekim olur. Her okuduğumda duygulanıyorum ya :,)
            asit
            Oğuz Kağan Milattan önceki tarihlerde Ay Kağan’ın bir oğlu olur. Bu oğlan ela gözlere simsiyah saçlara sahiptir. Ayrıca doğduktan sonra annesini emmeye başlar. Annesini ilk defa emmesinin ardında da konuşmaya başlar. Hatta yiyecek şeyler ve şarap ister. Oğlan kırk gün sonra büyür. Oğlanın görüntüsü biraz farklıdır. Vücudunun tamamı tüylerle kaplı ayakları da öküz ayağına benzer. Ayrıca da çok cesurdur. Oğuz kağan ormanda yaşar ve bu sebeple avlanmayı çok sever. Ayrıca atları güder. Oğuz’un yaşadığı ormanda büyük bir gergedanda yaşar. Bu gergedan atları yer. Bunun üzerine Oğuz Kağan büyük gergedanı öldürmeye karar verir. Gergedanın nerede olduğunu anlamak için onun geleceğini düşünerek avladığı hayvanları ağaca asar. Birkaç gün bu devam eder ve gergedan ağaca astığı hayvanları alır. Bunun üzerine gergedanın ağacın bulunduğu yere geleceğini anlayan Oğuz Kağan pusuda bekler ve gergedan gelince onu kılıcıyla öldürür. Günler geçerken Oğuz Kağan Tanrı’ya yalvarır. Bu sırada gökten bir ışık iner ve o ışığın altında güzel bir kız belirir. Oğuz Kağan bu kızı görünce onu sever. Ayrıca kız güldüğü zaman Gök Tanrı’nın da onunla güldüğünü görür ve şaşırır. Daha sonra Oğuz Kağan bu güzel kızla evlenir. Bu güzel kız evlendikten sonra Oğuz Kağan’a üç oğlan çocuğu doğurur. Doğan çocuklara Ay, Yıldız ve Gün adının verirler. Günler geçerken Oğuz Kağan ormana gider. Ormanda bir göl görür. Bu gölün yanında da bir ağaç vardır. Oğuz Kağan bu ağacın kavuğunda çok güzel bir kız görür. Oğuz Kağan bakmaya doyulmayacak kadar güzel olan bu kızı sever ve onunla da evlenir. Bu güzel kızda Oğuz Kağan’a üç oğlan doğurur. Bu sefer doğan çocukları Dağ, Deniz ve Gök isimlerini verirler. Günler geçerken Oğuz Kağan büyük bir şenlik düzenler. Bu şenliğe beyleri ve halkı davet eder. Lezzetli yemekler ve içkilerle güzel bir şenlik yapar. Oğuz Kağan şenlik sırasında şenliğe katılan insanlara hitaben bir konuşma yapar. Konuşmada onların kağanı olduğunu söyler. Şenlik sonrasında ise dünyanın her yerine mektup gönderir. Elçilerle birlikte gönderdiği mektupta Hunların kağanı olduğunu ve tüm yeryüzünün de kağanın o olması gerektiğini belirtir. Ayrıca elçi gönderdiği boyların onu kağan olarak kabul etmelerini ve kabul ettiğini hediyeyle belirtenlerin hediyelerini kabul edeceğini yazar. Kendisini kağan olarak kabul etmeyen kişilerle de savaşacağını bildirir. Onu kağan olarak kabul etmeyenler yok edilecektir. Elçilerle gönderilen mektuplar sonrası Altun Kağen Oğuz Kağan’a hediyeler göndererek onu kağan olarak kabul ettiğini bildirir. Böylece ikili arasında dostluk kurulur. Altun Kağan Oğuz Kağan’ın kağanlığını kabul etse de diğer bir kağan olan Urum Kağan kabul etmez ve karşı çıkar. Bunun üzerine Oğuz Kağan mektupta yazdıklarını uygulamak için Urum Kağan üzerine savaş açmak amacıyla yolu çıkar. Kırk boyunca süren yolu aşan Oğuz Kağan Buz Dağları’nda kendisine çadır kurar. 👇👇👇
              merivella
              Ne çektin be Medusa Medusa, yaşamına çok güzel bir genç kız olarak başlamıştır. O kadar güzeldir ki tanrıçaların kıskançlığını üzerinde toplamış, tanrıları da peşinde koşturmuştur. Özellikle Tanrıça Athena (Zeus'un en çok sevdiği kızı) onu çok kıskanmaktadır. Denizlerin tanrısı Poseidon ise Medusa'ya hayrandır. Başı öylesine dönmüştür ki bir gün Athena'nın tapınağında Medusa'ya zorla sahip olur. Bu durumu kendisi için aşağılayıcı bulan Athena, Medusa'yı gorgon yaparak cezalandırır. Gorgonlar, Yunan mitolojisinde keskin dişli, saç yerine başlarında canlı yılanlar olan, dişi canavarlar. Efsaneye göre gözlerine bakanı taşa çevirirler. Medusa böylece çok çirkinleşmiş, saçları yılana dönüşmüştür, yüzüne bakanlar taş kesilmektedir. Medusa insan olduğu için ölümlüdür. Athena Medusa'yı gorgon yapma cezasını az bulur ve Perseus'la iş birliği yaparak Medusa'nın başını kestirir. Başı kesildiği anda Medusa'nın Poseidon'dan olma çocukları Pegasus ve Chrysar gövdesinden dışarı fırlarlar. Medusa'dan sıçrayan kan damlaları Libya çöllerine düşer ve birer yılana dönüşürler. Daha sonraları bu yılanlardan biri Mopsus'u öldürmüştür. Perseus, Medusa'nın kesik kafasını alır gider. Athena ise Medusa'nın derisini yüzüp Aegis'in markası yapar. İki damla kanını kral Erichthonius'a hediye eder. Bu iki damla kandan biri öldürücü zehirdir, diğeri ise panzehirdir ve tüm hastalıklara deva olmaktadır.
                merivella
                Zeus'un oğlu Apollon bir gün Hatay'da dolaşırken güzeller güzeli Defne'yi görür.İlk görüşte aşık olur. Fakat Defne erkeklerden nefret etmektedir. Evlenmeyi hiç mi hiç istemez.Apollon ona delicesine tutulmuş peşini bırakmıyordu. Ormanda karşılaştıklarında Tanrı Apollon güzeller güzeli bu kızla konuşmak istedi ancak Daphne ondan korkarak koşmaya başladı.Yorgunluktan bitap düşen Defne yakalanacağını hissettiğinde yakarışına cevap geldi ve tüm bedeni odun gibi ağırlaşmaya başladı. Güzel kokulu saçları yapraklara dönüştü ve kolları dallar halinde uzandı, küçük ayakları ise kök olup toprağın derinliklerine doğru indi.O günden sonra Defne ağacı Apollon'un en sevdiği ağaç oldu, ve defne yaprakları genç tanrının saçlarının çelengi oldu. Kahramanlara ödül olarak defne yapraklarından yapılma taçlar taktılar. Apollon o kadar ağladı ki, bugün gözyaşlarını görmek isteyenler Harbiye şelalesine tanık olurlar.
                  imcherry_
                  İnsanoğlunun dünyadaki ilk günlerinde, her şeyin güzel ve yeni olduğu zamanlarda hiçbir yerde ne hastalık, ne acı, ne de keder vardı. Zeus henüz kutsal ateşin çalınmasına duyduğu öfkeyi unutmamıştı; üstelik insanoğlunun kendi ateşlerini yakıp yalnızca Olimpos'un koridorlarına ait olan alevin keyfini sürmesi de Zeus'u kızdırıyordu. Prometheus'un çektiği acı bu öfkeyi dindirmeye yetmemişti. Çalınan ateşi alanlar cezalandırılmadıkça Zeus tatmin olmayacaktı. Bu yüzden tanrıları konseye çağırdı ve bu arzusundan onlara söz etti. Tanrıların hiçbiri insan ırkının felakete uğramasını istemese de, Zeus'un isteğine karşı çıkmaya cesaret edemedi. Böylece kendilerine sunulan planı uygulamaya razı oldular ve çok geçmeden insanoğlunun yaratıldığı aynı kilden kadın adını verdikleri canlıyı var ettiler. Kadına tanrıların her biri narinlik, zarafet, inanılmaz güzellik gibi hediyeler bahşetti; fakat Zeus bunlara bir başkasını yani kıskançlığı ekledi ve kadına "tüm tanrıların hediyesi" anlamına gelen Pandora ismini verdi. Sonra Hermes'e Pandora'yı alıp, Prometheus'un kardeşi Epimetheus'a eş olarak sunmasını buyurdu. Epimetheus kardeşinin yasını tutarken gördüğü gün ışığı kadının parıltısıyla bütün derdini unutuverdi. Bir süre Epimetheus ve Pandora dünyanın bahçelerinde mutluluk içerisinde yaşadılar, Epimetheus onun için her gün tanrılara şükretti.  Bir gün ağaçların altına oturmuş bal ve meyvelerden oluşan yemeklerini yerlerken kendilerine doğru gelen bir yolcu gördüler. Çok yorgun görünen bu yolcu sırtında büyük bir kutuya benzeyen ağır bir yük taşıyordu. Pandora koşarak yolcuyu karşıladı ve ağacın gölgesine gelip dinlenmesini teklif etti. Fakat yolcu -ki kendisi kılık değiştirmiş Hermes'ten başkası değildi- oyalanamayacağını ve gidecek uzun bir yolu olduğunu söyledi. Ancak gece çökmeden gidebileceği yere varabilmek için büyük kutuyu onlara emanet etmek istedi. Bir kaç gün sonra döneceğine söz verdi. Epimetheus ve Pandora bu emaneti özenle koruyacaklarına söz verdiler, yabancıya seve seve yardım ettiler. Yolcu biraz ilerledikten sonra gizemli bir şekilde ortadan kayboldu. Epimetheus bu gizemli kutunun içinde ne olduğunu hiç merak etmiyordu, fakat Pandora yolcunun kim olabileceği ve kutunun içinde ne olduğu hakkında binlerce soru sormaya başladı. Epimetheus her ne kadar bunları düşünmemesini söylese de Pandora ısrarcıydı. Buna sinirlenen Epimetheus ayağa kalktı ve oradan uzaklaştı. Ardından Pandora kutunun başında diz çöktü ve incelemeye başladı. Etrafında kilit yoktu ve sarmalanmış iplikler açılıp düğüm çözüldüğünde meraklı parmakların kutuyu açmasına engel olacak hiçbir şey yoktu. Uzun uzun kutunun üzerindeki figürleri inceledikten sonra Epimetheus döndü mü diye bakmaya gitti. Dönmediğini fark edince tekrar kutuya yaklaştı; fakat açmamak için kendine hakim olacaktı. Oturup merakını bastırmaya çalışırken kutunun içinden seslerin geldiğini sandı, sanki şarkı söylüyorlardı; "Aç Pandora, lütfen, lütfen aç ve çıkmamıza izin ver."
                    makeup-alp
                    Prometheus Olympos Tanrıları'nın kuvvet ve kudretine karşılık, Prometheus'da kurnazlık ve zeka vardır. Titanların isyanları sırasında tarafsızlığını korumuş ve başkaldırmamış bir Titan oğlu olarak Zeus'un gözüne girmeyi başarmıştı. Zeus onu Olympos'daki ölümsüzlerin arasına aldı. Oysa o Zeus ve arkadaşlarına karşı kin besliyordu. Dedelerinin öcünü almak için, kendi gözyaşıyla yoğurduğu balçıktan ilk insanı yarattı. Sonra onun acizliğine acıyarak, Hephaistos (Demirci Tanrı) alevler saçan ocağından bir kıvılcım çaldı ve insanlara armağan etti. Bunun için Tanrı Zeus tarafından Kafkas Dağında zincire vurulmuş ve Prometheus Desmotes (zincire vurulmuş Prometheus) adıyla anılmıştır. Tanrılarca görevlendirilen bir kartal (bazen akbabayla karıştırılır) sürekli olarak, her gece yeniden oluşan karaciğerini kemirmektedir. Onu Kafkas dağının tepesindeki bu işkenceden Zeus'un oğlu olan yarı tanrı ve ölümlü Herakles kurtarır. Prometheus; "Zeus tahtından düşmedikçe benim işkencelerimin sonu yoktur" der, böylelikle insanlığa özgürlüğün yolunu göstermiş olur. Bu arada Zeus, kendisini hiçe sayan insanlara da bir ders vermek için Hephaistos'a su ve balçıktan ilk bakirenin heykelini yaptırdı ve kalbine ruh yerine Prometheus'un ateşi çaldığı yerden aldığı bir kıvılcımı koyarak ona Pandora adını verdi. Onu insanlara yollarken eline verdiği kutuda (Pandora'nın Kutusu) ise tüm kötülükler ve ızdıraplar vardı. Zeus böylece insanlardan da intikamını almış oldu. Prometheus'un zincire vurulmasındaki asıl neden Zeus'un ondan korkuyor olmasıdır. Geleceği görme yetisine sahip bir titan olan Prometheus, bu yetisini kullanarak Zeus'un Kronos'u tahttan indirmesine yardımcı olmuştur. Gelecekte de Prometheus'un bu özelliğini kendisinin tahttan düşürülmesi için de kullanacağından korkan Zeus, Prometheus'un ateşi (bilgiyi) çalarak insanlara vermesi ile ondan kurtulmak için gerekli fırsatı elde etmiştir. Bu işkence 30000 yıl sürmek üzere planlanmıştı fakat Herkül'ün onu serbest bırakmasıyla Prometheus kendisinin karaciğerini her gün yiyen kartalı buldu ve öç olarak Zeus'un Prometheus'u cezalandırmakla görevlendirdiği kartalın karaciğerini yedi. Zeus bu şekilde cezasını sonlandıran Prometheus'u affetti ve tekrar ölümsüzlerin arasına aldı.
                      badideasensei2
                      Sümer mitolojisinde yer alan Emeş-Enten ve Lahar-Aştan hikâyesinin bir benzeri olarak, Adem ve Havva’nın ilk oğulları olan Habil (Abel) ve Kabil’in (Cain) hikâyesi İncil’in ilk bölümünü oluşturan Eski Ahit’te yer alıyor. Hikâyeye göre Tanrıya adak adayan iki kardeşten yalnızca Habil’in adağı kabul görür, bunun üzerine Kabil duyduğu kıskançlıkla kardeşi Habil’i öldürerek lanetlenir ve kıyamet gününe dek durmadan yeryüzünü dolaşmak zorunda kalır. Kabil kardeşini öldürdüğünü anlayan insanların onu da öldüreceğini söyleyince Tanrı onun bedeninde lanetli olduğunu gösteren bir iz bırakarak şöyle buyurur: "Her kim Kabil'i öldürürse, intikam yedi kat fazlasıyla onun üzerine olsun". Böylece Kabil ilk katil ve ilk ölümsüz olarak dünyayı dolaşır. İncil’de bahsedildiğine göre Kabil’in çocukları da olur, bir şehir kurarak ona oğlu Hanok’un adını verir. Günümüzde bu şehrin Urfa olduğuna inanılıyor. Kuran’da da ayrıca Maide suresi içinde isimleri belirtilmeksizin Adem’in ilk oğulları arasında geçen bu hikâyeye yer verilmiştir. Kabil’in hikâyesinin geri kalanına kutsal kitaplarda değil ama Lilith ya da Enoch’un kitabı gibi doğruluğu kilise tarafından kabul edilmeyen kimi eski kitaplarda yer verilmiş. Bu kaynaklara göre, Kabil’in yaptıklarının cezasını çekmesi için taşıdığı ölümlü ruhundan mahrum bırakıldığı ve diğer ölümlüler gibi dünya nimetlerinden yiyemediği anlatılıyor. Kabil’in daha sonra Adem’in ona boyun eğmeyi reddettiği için sürgün edilen ilk karısı Lilith ile birleştiği ve Kızıldeniz civarında Nod adında bir kente yerleştiği belirtiliyor. İbrani mitolojisinde kabusların kraliçesi ve tüm iblislerin anası olan Lilith’in hiçbir şey yiyemeyen Kabil’i hayatta tutmak için ona kendi kanından verdiği ve böylece kendi soylarının ilk vampirleri oluşturduğuna inanılıyor. Günümüzde de pek çok vampir öyküsünün temelinde Kabil veya Lilith’e göndermeler yapılmaktadır. Kaynak: Wikipedia
                        absurdizm
                        bunlar çok güzel hikayeler. benim en sevdiğim Zeus’un oğlu Işık Tanrısı Apollon, ırmak kenarında genç ve güzel bir kız görür. Bu eşsiz güzelin adı Daphne (Defne)’dir. Apollon onunla konuşmak ister. Fakat Defne, Işık Tanrısı'ndan kaçmaya başlar. O kaçar, Apollon kovalar bir taraftan da “kaçma seni seviyorum” diye bağırır. Defne ise korkuya kapılır ve kaçmaya devam eder. Apollon’a gelince, bu güzel periyi mutlaka yakalamak istemektedir. Aralarındaki mesafe gittikçe kısalır ve bir an gelir ki Defne, Apollon’un nefesini saçlarının arasında duyar. Artık kurtuluş imkanı kalmadığını anlayan Defne, birden durur ve ayağı ile toprağı kazıyarak şöyle bağırır: “Ey toprak ana, beni ört, beni sakla, beni koru.” Bu içten yalvarış üzerine Defne organlarının ağırlaştığını, odunlaştığını hisseder. Göğsünü gri bir kabuk kaplar, kokulu saçları yapraklara dönüşür, kolları dallar halinde uzar, körpe ayakları kök olup toprağın derinliklerine dalar, bir defne ağacı oluverir. Bu manzara karşısında şaşıran Apollon, Defne’nin ağaç oluşunu hayret ve üzüntü ile seyreder. Sonra da sarılır ve sert kabukları altında hala çarpmakta olan kalbinin sesini duyar ve şöyle seslenir: “Defne, bundan sonra sen, Apollon’un kutsal ağacı olacaksın. O solmayan ve dökülmeyen yaprakların, başımın çelengi olacak. Değerli kahramanlar, savaşlarda zafere ulaşanlar, hep senin yapraklarınla alınlarını süsleyecekler. Şarkılarda, şiirlerde adımız yanyana geçecek." Bu tatlı sözler üzerine Defne, dallarını eğerek Apollon’u saygı ile selamlar. Bu öykünün geçtiği yer bugünkü Harbiye’dir. Apallon teessür ve heyecan içinde o ağacı amblem olarak alır ve parlak yapraklarından başına bir taç yapar. İşte o zamandan beri şiir ve silah zaferi Defne dalı ile ödüllendirilir ve inanışa göre Defne’nin gözyaşları bugün hala Harbiye’de şelaleler meydana getirmektedir.
                          eski_bi_tanidik
                          Pysche ile juno
                          /
                          0

                          Tarihe Göre

                          İçerik bulunamadı.